22.06.2007 / Güven Sak / Referans


Aslında memlekette şizofrence bir
durum olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Bu vaziyet gazetelerimize,
televizyon ekranlarımıza da yansıyor. Bir tarafta, finansal
piyasalarımızdaki mutluluk verici bir hava var. Yeni Türk Lirası her
gün değerlenme rekorlarını egale ediyor. Gazetelerin ilgili
bölümlerinde bir mutluluk havası hâkim. Gazetelerimizin bir de
siyasetle ilgili bölümleri var ki, orada etraf esasen simsiyah.
Yazarlarımız seçimlerin zamanında yapılıp yapılmayacağından emin değil.
Etraf felaket senaryolarından geçilmiyor. Senaryo çalışmalarına o kadar
aç bir halde olmalıyız ki, elin oğlunun memleketinde birileri “mesela dedik..” diye “adı üzerinde” bir
senaryo yazmaya kalksa, bakanlarımız bile tedirgin oluyor. Mesele
gazete manşetlerini günlerce meşgul ediyor. Genelkurmayımız açıklama
yapıyor. Sizce böyle bir ortama normal diye bakılabilir mi? Ama bakın
normalmiş. Oyakbank’ın ING Bank’a satılacağı haberi bize
kalırsa, Türkiye ekonomisinde işlerin yolunda olduğunu gösteren bir
karine olarak değerlendirilmelidir. Evet, ekonomi ile siyasetin
yollarının birbirinden bu kadar kesin ayrıldığı bir başka dönem yoktur.
Ama ikinci küreselleşme dalgasının bizi getirdiği bu kıyıda, bu ayrışma
son derece normal görünmektedir.

Sizce, bu ortamda, Oyakbank’ın ING’ye satışı neye alamettir? Bize kalırsa hem iyiye hem de kötüye alamettir. İyiye alamettir; çünkü Türkiye’nin geleceğine olan güven, yabancılar arasında devam etmektedir. Birileri ”Demokrasi tehdit altında” deseler de devam etmektedir, bir başkası ”laiklik tehdit altında” diye
diretse de devam etmektedir. Biz ağaçlara bakmaktan ormanı gözden
kaçırırken yabancılar gözlerini ormana dikmişlerdir. Ortadaki siyasi
vıdıvıdılar, yabancı yatırımcıları fazla germemektedir. Biz zavallılar,
Türkiye’nin geleceği ile ilgili derin endişelere kapılmışken, onlar
orta vadede endişe edilecek bir durum görmemektedirler.

Ama
bakın bu aynı zamanda kötüye alamettir. Çünkü yabancılar kendilerine ve
Türkiye’ye güvenirlerken biz, kendimize ve Türkiye’ye güvenmiyoruz.
İşte bugünün paradoksal olan yanı budur: Türkiye’de tüketici güveni
sarsılırken yerleşik yatırımcılar, paralarını yurtdışına çıkartmayı
tercih ederlerken iç tüketimdeki yavaşlama eğilimi, duraklama
sinyalleri verirken yabancılar, Türkiye’nin geleceğine güvenmektedir.
İşte
bir an önce değişmesi gereken budur. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin
yanlış yönetilmesi, Türkiye’nin kendisine olan güvenini sarsmıştır.
Bankacılıkta yabancı sermayenin payı, bu son işlem de gerçekleşirse,
yüzde 50’ye bir adım daha yaklaşacaktır. Yanlış yönetilen seçim süreci,
Türkiye ekonomisinde yabancı payının daha da artmasına neden
olmaktadır. İyidir, kötüdür ama olan budur.

Peki,
yabancı yatırımcılar Türkiye’de neden banka almaktadırlar? Sakın, geri
ödenemeyen kredilerin teminatı olan arazileri üzerlerine geçirip,
memleketi parsel parsel alma planı yaptıklarını düşünmeyin. Gayet basit
bir nedenle: Para kazanmak için. Biz ağaçlarla uğraştığımız için gözden
kaçırıyor olabiliriz, lakin Türkiye kârlı fırsatların çok sayıda olduğu
bir ülkedir. Alın bankacılık sistemini. Türkiye’de bankacılık sistemi
çok küçüktür. Türkiye’nin bankacılık sistemi küçüktür ama başka
ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de banka kredilerinin hacmi daha da
küçüktür. hedYandaki
grafik değişik ülkelerde banka kredil
erinin milli gelir içindeki büyükl
üğünü 2000 ve 2005 yılları için gösterme
ktedir. Özel kesime sağlanan kredilerin milli gelir içindeki payı, 2005 yılında yüzde 26 seviyesindedir.
Hindistan’da aynı oran yüzde 40’lardayken, İsrail’de yüzde 100’e
ulaşmaktadır. Bu ne demektir? Önümüzdeki dönemde, banka kredi portföyleri hızla
büyüyecektir. Dikkat edin ortada hızla büyüyecek bir piyasa vardır. Bu,
şirketlerimiz için de iyi bir haberdir. Devlet iç borçlanma senetleri
portföyünün hızla küçüldüğü bir dönemde bu oranın hızla büyümesini
beklemek akla uygundur.

2000
ve 2005 karşılaştırması ise şunu göstermektedir: 2000’den 2005’e olan
kredi genişlemesi milli gelir içinde kredi hacminin payını artırmış
değildir. ”Ödeyemeyeceğimiz hızda kredi açılıyor” diye merak etmeye gerek yoktur. Kredi genişlemesinden şikâyet etmenin de anlamı yoktur.

Bu
durumda, yalnızca yabancıların değil, yerli yatırımcıların da
bankalarla ilgilenmesini beklemekte fayda vardır. Ama bakın öyle
olmamaktadır. Yerli ve yabancı yatırımcılar arasındaki algılama
farklılığı devam etmektedir. Bu kötüdür. Ortada halen bir yabancı
sermaye stratejisi yoktur. Bu daha da kötüdür.

Technorati Tags: , , ,

Powered by ScribeFire.



No Responses Yet to “Oyakbank’ın ING’ye satışı neye alamettir”  

  1. No Comments Yet

Leave a Reply