Büyük devlet velet millet
Meydanlarda yüz binler toplanmışken bile…
Yüz binlerce insan iktidara tavır almışken bile…
Yıpranmış, yenilmiş iktidar seçime gitmek zorunda kalmışken bile…
Cumhuriyet, laiklik ve lafta da olsa demokrasi namına bu “demokratik kitlesel tepki” yi önemsemesi, ona güvenmesi, onunla gurur duyabilmesi gereken “devlet adamları ve kadınları” neden böyleler?
Cumhuriyet’i kim, tek başına birtakım statülere emanet etti?
Neden, aslında “Cumhuriyet mitingleri” için (kürsülerden ziyade) meydanlara çıkanlar da dahil, “halk” tan hazzetmiyorlar pek?
Neden
halkı, en azından büyük çoğunluğu, güvenilmez, kaypak, cahil, eciş
bücüş, kaba saba, idrakten uzak, bazen koyun bazen keçi, hatta teke,
korkulu ve kokulu, terli ve tehlikeli bulmakta bu denli ısrarlılar?
“Cumhuriyet” ile “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” nin birer “kamu görevlisi”, dahası “kamu hizmetlisi” olmanın ve bununla onur duymanın dışında, ne tür bir zümre hakimiyeti imtiyazına sahip olduklarını düşünüyorlar?
Azarlamalarının,
sürekli yol göstermelerinin, yoldan çıkacağız diye korkmalarının,
çıkmayalım diye ha babam uyarmalarının, kulak çekmelerinin, parmak
sallamalarının, hep aynı şeyleri ezber ve terennüm ettirmek
istemelerinin, emir verip tehdit etmelerinin meşru kaynağı nedir?
Yani
savunmada, güvenlikte, ordu mensuplarında, hukukta, adalette, yargı
insanlarında, akademide, eğitimde, öğretim kadrolarında ve
öğrencilerde, binalarda, lojmanlarda, insanlarda ve onların muhatap
olduğu tüm vatandaşlarda ne sorun varsa; bunlar konusunda “kamusal sorumluluk, duyarlılık, hesap verebilirlik” içinde olması gerekenler…
Neden hep en üstün, en layık, en haklı, en doğru, en yetkili, en büyük, en ağır, en okkalı, en meşru, en akil pozlardalar?
Cumhuriyet neden ısrarla “her türlü zümre hakimiyeti ve tahakkümü ile imtiyaza karşı” kurulmak zorundaydı?
Cumhuriyet neden Saray’ı, hanedanları, dini ve dünyevi ayrıcalıklar ile üstünlük iddialarını ret ile işe başlamak zorundaydı?
Tamam, fiilen şu oldu bu olmadı ama, neden feodal kurumlar, ağalık gibi statüler, en azından kağıt üstünde “cumhuriyetçi” filan değildi?
Peki, “laiklik” bir de buysa, bu kez laiklik adına yeni zümre hakimiyeti ve imtiyazlar icat ile icra neyin nesidir?
Bu “cumhuriyet aristokrasisi”;
Cumhuriyet idealinin bizzat yok etmek istediği her türlü aristokratik,
ayrımcı, mutlak kudret iddia edici, zümre egemenliği ve imtiyazla
donanmış şeylerin bir ve bin türlüsü değil midir!
“Meydanlar”, demokratik tepki ve tavırdır.
Ama “Cumhuriyet Aristokrasisi”,
Cumhuriyet’in esasına, özüne, en azından vaadine, sözüne; damardan ve
özde karşı, karşıt, aykırı bir imtiyaz ve zümre tahakkümü şeklidir.
Hakiki cumhuriyetçi, hele bunu “sol”dan iddia edenler, feodal bir aristokrasi benzerini, sırf rütbesi, sırf cüppesi, sırf kürsüsü, sırf makamı var diye makul ve hoş göremez.
Bu içten pazarlıklı, tutarsız iktidar özde demokrasiyi temsil etmiyor; ama bu cumhuriyetçi türü de sözde cumhuriyetçi!
Technorati Tags: sözde cumhuriyet, kaba halk
Powered by ScribeFire.
Filed under: basından | Leave a Comment
No Responses Yet to “Büyük devlet velet millet”